23 EYLÜL 19XX

Kör bir sabah kesti yolumu. Sevdamı söyledim.
Anlamadı.
Ya sağır,
Ya da sarhoştu adamakıllı



Saat 05:05.

Neden sabahın körü derler? Bir türlü anlamam.

Sabahlar gerçekten kör müdür, acaba?

Hayır.. Kesinlikle hayır... Sabahlar kör değil. İnanmıyorum kör olduğuna.



Böylesine sisli bir sabah bile kör değil. Biraz ötesi görülmüyor. Oysa, buradan tepeleri görürdüm. Gri dağlara inen beyaz bulutları seyrederdim.

Şimdi düşünüyorum da sabahlar kesinlikle kör değil ama mutlaka sağır. Eğer sağır olmasaydı, sessiz çığlıklarımı duyardı.

Belki de sabahlar topaldır. Yoksa sırtlayıp seni bana getirmezler miydi?

Bulutlar iyice burnumun dibine yaklaştılar. Şimdi ellerin üşüyor mu acaba?

Şu gerçek ki; “sabahın körü” çok aptalca bir laf. Sabah sağır deseler inanacağım.

Ucuna beyaz bir gül iliştirdiğin notun geliyor aklıma seni düşlüyorum. ‘Dalmaçyalı geceliğini giymişsin. Ne güzel uyuyorsun kör sabaha inat. Kim bilir? Belki beni görüyorsun rüyanda. Saçlarından, yüzüme batan klipslerin düşmemiş. Yorganın burnuna kadar kapatmış üzerini. Batıdaki pencerede sisler arasından süzülen sabahın o fersiz ışıkları aydınlatıyor yüzünü. Dudakların hafice açık. Yıllar öncesinden gönderdiğim bir öpücüğün izi duruyor. İki kaşının arasındaki çizgi biraz derinleşmiş gibi öpüyorum, uyanmıyorsun.’

Sis daha da yoğunlaştı...

Ne dersin? Yoksa?... Yoksa sabahlar kör mü gerçekten?

Bir sigara daha götürüyorum dudaklarıma. Hay aksi yine beceremedim. Hemen de gözlerim yaşarır burnum akıverir zaten. Beni böyle görsen gülerdin herhalde. Bir nefes çekiyorum ve bir sayfa daha açıyorum geçmişten. İçime doluyorsun sigaramın dumanında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder